İki insan aynı konuşmanın içinde olabilir…
Aynı cümleleri duyabilir…
Hatta aynı olayı birlikte yaşayabilir…
Ama konuşmanın sonunda ikisi de birbirinden tamamen farklı şeyler anlamış olabilir.
Belki sen kendini anlatmaya çalışırken karşındaki eleştirildiğini hissetmiştir.
Belki sen yalnızca anlaşılmak isterken, o kendini savunmak zorunda kalmıştır.
Belki de ikiniz de aynı anda şu cümleyi düşünmüşsünüzdür:
"Beni anlamıyor."
İnsan ilişkilerinde yaşanan birçok çatışmanın temelinde kötü niyet değil, farklı bakış açıları bulunur.
Çünkü her insan; çocukluğundan, yaşam deneyimlerinden, değerlerinden, korkularından ve beklentilerinden oluşan kendine özgü bir pencereden hayata bakar.
Biz buna "kendi penceremiz" diyebiliriz.
İşte Karşı Pencereden, bu gerçeği görünür kılmak amacıyla oluşturulmuş kadın ve erkeklerin birlikte yer aldığı güvenli bir paylaşım çemberidir.
Bu çalışma; kadınların erkekleri, erkeklerin de kadınları ikna etmeye çalıştığı bir tartışma ortamı değildir.
Kimsenin haklı çıkmaya çalışmadığı…
Kimsenin diğerini düzeltmeye çalışmadığı…
Hazır tavsiyelerin verilmediği…
Yargılanmadan konuşabilmenin ve gerçekten dinlenebilmenin mümkün olduğu bir paylaşım alanıdır.
Burada amaç, kendi penceremizi terk etmek değildir.
Ama bazen birkaç dakikalığına karşı pencereye yaklaşabilmektir.
Çünkü bir insanı anlamanın ilk adımı, onun baktığı yerden bakmayı denemektir.
Karşı Pencereden buluşmalarında kadınlar ve erkekler, günlük yaşamda sıkça karşılaştığımız iletişim konularını birlikte ele alır.
Yanlış anlaşılmalar…
Beklentiler…
Takdir edilmek…
Sınırlar…
Yakınlık…
Kıskançlık…
İlişkiler…
Ve çoğu zaman farkında bile olmadan taşıdığımız iletişim kalıpları…
Her buluşmada tek bir ana konu seçilir.
Katılımcılar kendi deneyimlerinden konuşur.
Diğer katılımcılar ise cevap vermek için değil, anlamak için dinler.
Çünkü bazen tek bir cümle bile, yıllardır bakmadığımız başka bir pencereyi açabilir.
Bu makalede Karşı Pencereden'in ne olduğunu, nasıl ortaya çıktığını, neden farklı bir yaklaşım sunduğunu ve bu paylaşım çemberinin insan ilişkilerine nasıl katkı sağlayabileceğini birlikte inceleyeceğiz.
Karşı Pencereden Ne Demektir?
Hiç aynı konuşmanın sonunda, iki kişinin birbirinden tamamen farklı şeyler anladığına şahit oldun mu?
Belki sen bunu kendi hayatında da deneyimledin.
Sen yalnızca yaşadığın bir olayı anlatıyordun…
Karşındaki ise kendisini eleştirildiğini düşündü.
Belki sen sadece destek bekliyordun…
Karşındaki ise senden çözüm istediğini sandı.
Konuşma uzadıkça ikiniz de daha çok konuşmaya başladınız.
Ama ilginç bir şekilde, birbirinizi daha iyi anlamak yerine birbirinizden biraz daha uzaklaştınız.
Bunun nedeni çoğu zaman iletişim kuramamamız değil, aynı olaya farklı pencerelerden bakıyor olmamızdır.
Her insan; yetiştiği aile, çocukluk deneyimleri, değerleri, inançları, yaşadığı ilişkiler, hayal kırıklıkları, başarıları ve korkularıyla birlikte kendine özgü bir yaşam penceresi oluşturur.
Bu pencere, dünyayı nasıl gördüğümüzü fark etmeden şekillendirir.
Bir olay yaşandığında yalnızca olan biteni görmeyiz.
Aynı zamanda kendi geçmişimizi, beklentilerimizi ve anlamlarımızı da o olayın içine taşırız.
Bu yüzden aynı cümle, iki farklı insanda bambaşka duygular uyandırabilir.
Bir kişi için ilgi olarak hissedilen bir davranış, başka biri için kontrol edilmek anlamına gelebilir.
Bir kişi sessiz kalmayı saygı olarak yorumlarken, diğeri bunu ilgisizlik olarak algılayabilir.
Haklı olan kimdir?
Çoğu zaman bu sorunun tek bir cevabı yoktur.
Çünkü mesele yalnızca söylenen sözler değildir.
Mesele, o sözlerin hangi pencereden duyulduğudur.
İşte "Karşı Pencereden" ismi tam da bu noktadan doğmuştur.
Karşı Pencereden; kendi bakış açımızı bırakmak anlamına gelmez.
Kendi doğrularımızdan vazgeçmek anlamına da gelmez.
Karşı tarafı onaylamak ya da onun gibi düşünmek zorunda olduğumuz anlamına hiç gelmez.
Karşı Pencereden; kısa bir süreliğine başka bir insanın bulunduğu yerden hayata bakmayı deneyebilmektir.
"Acaba o bunu neden böyle hissetti?"
"Ben olsaydım gerçekten aynı şeyi mi yaşardım?"
"Benim görmediğim başka bir gerçek olabilir mi?"
Bu soruların cevabını arayabilmektir.
Çünkü anlamak, her zaman aynı fikirde olmak değildir.
Empati kurmak da kendi düşüncelerinden vazgeçmek anlamına gelmez.
Empati; karşındaki insanın yaşadığı deneyimi, onun gözlerinden görebilmeye gönüllü olmaktır.
Karşı Pencereden buluşmalarında da tam olarak bu alan oluşturulur.
Kadınlar ve erkekler aynı çemberde bir araya gelir.
Ancak hiç kimse bütün kadınları ya da bütün erkekleri temsil etmez.
Hiç kimse bir grubun sözcüsü değildir.
Her katılımcı yalnızca kendi yaşam deneyiminden konuşur.
Diğer katılımcılar ise cevap vermek için değil, gerçekten anlamak için dinler.
Çünkü bazen yıllardır çözemediğimiz bir iletişim düğümü, tek bir cümleyle değil; o cümleyi hangi pencereden duyduğumuzu fark ettiğimiz anda çözülmeye başlar.
Belki de ilişkilerimizi değiştiren şey, daha çok konuşmak değildir.
Bazen yalnızca karşı pencereye birkaç dakika bakabilmektir.
Neden Farklı Pencerelerden Bakıyoruz?
Hiç düşündün mü?
Aynı evde büyüyen iki kardeş bile bazen aynı olayı tamamen farklı hatırlayabiliyor.
Aynı öğretmenden ders alan iki öğrenci, yıllar sonra o öğretmeni birbirinden tamamen farklı şekilde anlatabiliyor.
Aynı cümleyi duyan iki insan, biri kendini değerli hissederken diğeri incinmiş hissedebiliyor.
Peki bunun nedeni ne?
Çünkü insanlar olayları olduğu gibi değil, çoğu zaman kendi yaşam deneyimlerinin süzgecinden geçerek algılar.
Her birimiz dünyaya geldiğimiz andan itibaren yaşadığımız deneyimlerle görünmeyen bir bakış açısı oluştururuz.
Ailemiz…
Çocukluk yıllarımız…
Kurduğumuz arkadaşlıklar…
İlk hayal kırıklıklarımız…
Başarılarımız…
Korkularımız…
İlişkilerimiz…
Toplumdan duyduğumuz mesajlar…
Bütün bunlar zamanla hayata baktığımız pencerenin camını oluşturur.
Bu pencereyi çoğu zaman fark etmeyiz.
Çünkü bize göre dünya zaten böyledir.
Oysa karşımızdaki insan bambaşka bir pencereden bakmaktadır.
Örneğin, çocukluğu boyunca duygularını rahatça ifade edebilen biri için konuşmak doğal bir ihtiyaç olabilir.
Ancak duygularını bastırarak büyüyen biri için aynı açıklık rahatsız edici gelebilir.
Bir kişi sessizliği huzur olarak yaşayabilir.
Bir başkası ise aynı sessizliği uzaklaşmak ya da reddedilmek olarak hissedebilir.
Bir kişi sürekli ilgi görmek isterken, diğeri kişisel alanına saygı duyulmasını daha değerli bulabilir.
Bu farklılıklar insanların iyi ya da kötü olmasından kaynaklanmaz.
Çoğu zaman yalnızca farklı yaşam hikâyelerine sahip olmalarından kaynaklanır.
İletişimde yaşanan birçok yanlış anlaşılmanın temelinde de bu görünmeyen farklar bulunur.
Biz çoğu zaman karşımızdaki kişinin davranışını değerlendiririz.
Ama o davranışın hangi yaşam deneyimlerinden beslendiğini göremeyiz.
İşte Karşı Pencereden buluşmalarının en önemli katkılarından biri burada ortaya çıkar.
İnsanlar yalnızca ne düşündüklerini değil, neden öyle düşündüklerini de paylaşırlar.
Bir cümlenin arkasındaki yaşam deneyimi duyulduğunda, çoğu zaman o cümleye bakışımız da değişmeye başlar.
Belki davranış değişmez.
Belki fikirlerimiz aynı kalır.
Ama anlamaya başlarız.
Ve çoğu zaman gerçek iletişim de tam burada başlar.
Karşı Pencereden, insanların aynı düşünmesini sağlamaya çalışan bir çalışma değildir.
Tam tersine, farklılıkların doğal olduğunu kabul eden bir yaklaşımı benimser.
Çünkü sağlıklı iletişim; herkesin aynı olmasıyla değil, farklılıkların saygıyla karşılanabilmesiyle güçlenir.
Belki de ilişkilerimizi zorlaştıran şey, farklı olmamız değildir.
Asıl zorlaştıran, karşımızdaki kişinin neden farklı düşündüğünü hiç merak etmememizdir.
Bazen yalnızca bu soruyu sormak bile yeni bir pencerenin açılmasına yeter:
"Acaba o bunu hangi pencereden görüyor?"
Kadınlar ve Erkekler Gerçekten Farklı mı Düşünür?
Kadınlar ve erkekler gerçekten dünyayı farklı mı algılar?
Yoksa bu yalnızca yıllardır tekrar edilen bir inanış mıdır?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur.
Çünkü insan davranışını yalnızca kadın ya da erkek olmak belirlemez.
Kişilik özellikleri…
Yetiştiğimiz aile…
Kültürel çevremiz…
Yaşam deneyimlerimiz…
Eğitimimiz…
Geçirdiğimiz ilişkiler…
Ve içinde bulunduğumuz yaşam dönemi…
Bütün bunlar iletişim biçimimizi şekillendirir.
Bu nedenle "Bütün kadınlar şöyledir." ya da "Bütün erkekler böyledir." gibi cümleler gerçeği yansıtmaz.
Hiçbir kadın bütün kadınları temsil etmez.
Hiçbir erkek de bütün erkeklerin sözcüsü değildir.
Yine de kadınların ve erkeklerin yaşamları boyunca farklı deneyimler yaşadıkları da bir gerçektir.
Toplum, çocukluk yıllarından itibaren kadınlara ve erkeklere farklı mesajlar verir.
Birçok erkek küçük yaşlardan itibaren güçlü olması, ağlamaması, dayanıklı olması gerektiğini duyar.
Birçok kadın ise anlayışlı olması, uyum sağlaması, çevresindekileri mutlu etmesi gerektiği yönünde mesajlarla büyüyebilir.
Elbette bu herkes için geçerli değildir.
Ancak bu tür toplumsal beklentiler zaman içinde insanların kendilerini ifade etme biçimlerini etkileyebilir.
Bir erkek üzüldüğünde sessizleşmeyi öğrenmiş olabilir.
Bir kadın aynı durumda konuşarak rahatlamayı tercih edebilir.
Bir erkek çözüm üretmeye odaklanırken, karşısındaki yalnızca anlaşılmak istiyor olabilir.
Bir kadın yaşadığı duyguyu paylaşırken, karşısındaki bunu çözülmesi gereken bir problem olarak görebilir.
Bunların hiçbiri doğru ya da yanlış değildir.
Sadece farklı yaklaşımlardır.
İletişimde yaşanan birçok yanlış anlaşılma da tam burada ortaya çıkar.
Çünkü insanlar çoğu zaman kendi iletişim biçimlerini "normal" kabul eder.
Karşı tarafın farklı yaklaşımını ise yanlış olarak değerlendirebilir.
Oysa farklı olmak, yanlış olmak anlamına gelmez.
Karşı Pencereden buluşmaları tam da bu nedenle kadınları ve erkekleri aynı çemberde bir araya getirir.
Amaç kadınların erkekleri anlaması ya da erkeklerin kadınları çözmesi değildir.
Amaç; birbirimizi kalıplar üzerinden değil, gerçek yaşam deneyimleri üzerinden duyabilmektir.
Çünkü bir kadın, başka bir kadının anlattığı deneyime bile şaşırabilir.
Bir erkek de başka bir erkeğin yaşadıklarını ilk kez duyuyor olabilir.
Aslında çemberde karşılaştığımız şey yalnızca kadın ve erkek arasındaki farklılıklar değildir.
İnsan olmanın farklı hâlleridir.
Bu yüzden Karşı Pencereden'de kimse bir grubu temsil etmez.
Her katılımcı yalnızca kendi hikâyesini anlatır.
Diğerleri ise o hikâyeyi değiştirmeye çalışmadan dinler.
Çünkü bazen tek bir gerçek yaşam deneyimi, yıllardır taşıdığımız birçok önyargının sessizce çözülmesine yardımcı olabilir.
Belki de birbirimizi anlamanın yolu, kadınları ya da erkekleri tanımlamaktan değil; karşımızdaki insanın benzersiz hikâyesini gerçekten duymaktan geçiyordur.
İletişimde En Çok Nerede Yanlış Anlaşılıyoruz?
İnsanlar çoğu zaman konuşamadıkları için değil, birbirlerini farklı şekillerde duydukları için anlaşamaz.
Günlük hayatta yaşadığımız iletişim sorunlarının büyük bir kısmı söylenen sözlerden değil, o sözlere yüklediğimiz anlamlardan kaynaklanır.
Bir cümle kurulur.
Karşı taraf onu kendi yaşam deneyimleriyle yorumlar.
Sonra o yoruma göre cevap verir.
Ve çoğu zaman artık konuşulan konu, ilk söylenen cümle olmaktan çıkar.
İki farklı anlamın konuşmasına dönüşür.
Örneğin biri;
"Bugün biraz yalnız kalmak istiyorum."
dediğinde aslında yalnızca dinlenmeye ihtiyaç duyuyor olabilir.
Ancak karşısındaki bunu;
"Benden uzaklaşmak istiyor."
şeklinde duyabilir.
Ya da biri;
"Bu konuda konuşabilir miyiz?"
derken yalnızca anlaşılmak istiyor olabilir.
Karşı taraf ise bunu bir eleştirinin başlangıcı olarak algılayabilir.
İletişimde yaşanan birçok kırgınlık tam da bu görünmeyen noktada ortaya çıkar.
Çünkü insanlar yalnızca kelimeleri değil, ses tonunu, mimikleri, geçmiş deneyimlerini ve o anki duygularını da konuşmanın içine taşırlar.
Bu nedenle aynı cümle, farklı zamanlarda bile farklı anlamlar kazanabilir.
Yorgun olduğumuz bir gün duyduğumuz bir sözle, kendimizi iyi hissettiğimiz bir gün duyduğumuz aynı söz bizde tamamen farklı etkiler oluşturabilir.
İşte bu yüzden iletişim yalnızca konuşmak değildir.
İletişim aynı zamanda dinlemektir.
Ama daha da önemlisi, nasıl dinlediğimizdir.
Çoğu zaman gerçekten dinlemek yerine cevap vermek için bekleriz.
Karşı taraf cümlesini bitirmeden zihnimizde cevabımızı hazırlamaya başlarız.
Haklı olduğumuzu anlatacak örnekleri düşünürüz.
Kendi yaşadıklarımızı hatırlarız.
Savunmamızı kurarız.
Böyle olduğunda ise karşımızdaki insanın anlattığı şeyin yalnızca bir kısmını duyarız.
Geri kalanını ise kendi varsayımlarımız tamamlar.
Karşı Pencereden buluşmalarında bu alışılmış iletişim döngüsünün dışına çıkmaya çalışırız.
Katılımcılar konuşurken diğerleri onları düzeltmek, yorumlamak ya da çözüm üretmek için değil; gerçekten anlamak için dinler.
Çünkü bazen bir insanın ihtiyacı tavsiye değildir.
Kendisini kesmeden dinleyen bir çift kulaktır.
İlginç olan şu ki, insanlar gerçekten dinlendiklerini hissettiklerinde çoğu zaman kendileri de farklı düşünmeye başlarlar.
Savunmaları yavaşça azalır.
Kendilerini açıklama ihtiyacı hafifler.
Karşı tarafı duymaya daha açık hâle gelirler.
Gerçek iletişim de tam bu noktada başlar.
Karşı Pencereden'in temel amacı daha fazla konuşmak değildir.
Daha doğru dinleyebilmek için güvenli bir alan oluşturmaktır.
Çünkü bazen tek bir cümle hayatımızı değiştirmez.
Ama o cümleyi ilk kez gerçekten duyabilmek, birçok şeyi değiştirebilir.
Karşı Pencereden Bir Tartışma Ortamı mıdır?
Karşı Pencereden'i ilk kez duyan birçok kişinin aklına benzer sorular gelir.
"Kadınlarla erkekler karşılıklı tartışıyor mu?"
"İnsanlar birbirlerini ikna etmeye mi çalışıyor?"
"Bir taraf haklı çıkmaya mı çalışıyor?"
Aslında tam tersi.
Karşı Pencereden bir tartışma ortamı değildir.
Çünkü tartışmalarda çoğu zaman amaç anlamak değil, haklı çıkmaktır.
İnsanlar konuşurken karşı tarafın ne hissettiğini anlamaktan çok kendi düşüncesini kabul ettirmeye çalışır.
Dinlemek yerine cevap hazırlamaya başlar.
Sorular merak etmek için değil, açık aramak için sorulur.
İşte iletişim de tam bu noktada uzaklaşmaya başlar.
Karşı Pencereden ise farklı bir yaklaşım benimser.
Burada kimse fikirlerini savunmak zorunda değildir.
Kimse diğer katılımcıları ikna etmeye çalışmaz.
Hiç kimse "doğru iletişimin nasıl olması gerektiğini" anlatan kişi değildir.
Çemberde herkes eşittir.
Bir katılımcının deneyimi, diğerinden daha değerli değildir.
Her hikâye yalnızca o kişiye aittir.
Bu nedenle çember boyunca sık sık şu ilkeye dönülür:
"Kendi deneyiminden konuş."
Çünkü insanlar genellemeler yaptığında savunmalar başlar.
Ama kendi yaşadığını anlattığında merak ortaya çıkar.
Merakın olduğu yerde ise gerçek iletişim için alan oluşur.
Karşı Pencereden'in amacı insanları aynı düşünceye getirmek değildir.
Amaç; farklı düşüncelerin aynı güvenli alanda birlikte var olabileceğini deneyimleyebilmektir.
Belki konuşmanın sonunda fikirler değişmez.
Ama insanlar birbirini daha iyi anlamaya başlayabilir.
Çoğu zaman ilişkileri değiştiren şey de tam olarak budur.
Karşı Pencereden Buluşmalarında Neler Yaşanır?
Her Karşı Pencereden buluşması güvenli bir alan oluşturmakla başlar.
Çünkü insanlar ancak kendilerini güvende hissettiklerinde gerçekten paylaşabilirler.
Bu nedenle buluşmanın ilk bölümünde çemberin temel ilkeleri birlikte hatırlanır.
Yargılamamak…
Deneyimden konuşmak…
Gizliliğe saygı göstermek…
Tavsiye vermemek…
Ve herkes için eşit paylaşım alanı oluşturmak…
Ardından günün ana konusu paylaşılır.
Her buluşmada tek bir konu ele alınır.
Bu bazen iletişimde yanlış anlaşılmalar olur.
Bazen kıskançlık…
Bazen takdir edilme ihtiyacı…
Bazen sınırlar…
Bazen de ilişkilerde duyulma arzusu…
Konunun ardından katılımcıları rahatlatan kısa bir başlangıç turu yapılır.
Bu bölüm insanların çembere daha doğal bir şekilde dahil olmasına yardımcı olur.
Sonrasında "Karşı Pencereden Açmazı" adı verilen kısa bir iletişim senaryosu paylaşılır.
Bu senaryolar günlük yaşamdan seçilmiş, birçok insanın kendinden bir parça bulabileceği örneklerden oluşur.
Katılımcılar senaryodaki kişileri değerlendirmez.
Onların yerine geçmeye çalışmaz.
Sadece kendi içlerinde hangi kişiye daha yakın hissettiklerini fark etmeye çalışırlar.
Daha sonra herkes dilerse kendi yaşamından benzer deneyimleri paylaşabilir.
Çember boyunca amaç tavsiye vermek değildir.
Birbirimizin hayatına çözüm üretmek de değildir.
Asıl amaç, farklı yaşam deneyimlerini duyabilmektir.
Çünkü bazen tek bir paylaşım bile yıllardır fark etmediğimiz başka bir bakış açısını görünür hâle getirebilir.
Buluşma kısa bir kapanış turuyla tamamlanır.
Katılımcılar o gün yanlarında götürdükleri duygu, düşünce veya farkındalığı paylaşırlar.
Böylece çember yalnızca konuşulan bir alan olarak değil, üzerine düşünmeye devam edilen bir deneyim olarak sona erer.
Karşı Pencereden Sana Ne Kazandırabilir?
Karşı Pencereden, katılımcılara hazır cevaplar veren ya da ilişkilerde nasıl davranmaları gerektiğini söyleyen bir çalışma değildir.
Bu nedenle çemberden ayrılırken herkesin elinde aynı sonuç olmaz.
Bir katılımcı kendi iletişim biçimiyle ilgili yeni bir şey fark edebilir.
Bir başkası, uzun zamandır anlamakta zorlandığı bir davranışa farklı bir açıdan bakmaya başlayabilir.
Bir diğeri ise yalnızca kendini yargılanmadan ifade edebilmenin rahatlığını yaşayabilir.
Karşı Pencereden'in katkısı çoğu zaman büyük ve kesin cevaplardan değil, küçük ama anlamlı fark edişlerden doğar.
Kendi İletişim Biçimini Fark Etmek
İletişim sırasında çoğu zaman karşımızdaki kişinin ne yaptığına odaklanırız.
Bizi dinlemediğini…
Yanlış anladığını…
Yeterince açıklamadığını…
Gereksiz yere savunmaya geçtiğini…
Ya da bizi önemsemediğini düşünebiliriz.
Ancak kendi iletişim biçimimizi aynı açıklıkla görmek her zaman kolay değildir.
Sözümüz kesildiğinde nasıl tepki verdiğimizi…
Anlaşılmadığımızı hissettiğimizde ses tonumuzun nasıl değiştiğini…
Zorlandığımızda içimize mi kapandığımızı, yoksa daha çok mu konuştuğumuzu…
Karşımızdaki insan farklı düşündüğünde onu anlamaya mı çalıştığımızı, yoksa ikna etmeye mi yöneldiğimizi…
Çoğu zaman ancak başka insanların deneyimlerini dinlerken fark ederiz.
Çünkü bir başkasının anlattığı hikâyede kendimizden bir parça görebiliriz.
Bazen bir katılımcının kurduğu tek bir cümle, kendi davranışımıza dışarıdan bakmamızı sağlar.
Bu farkındalık, iletişimde değişim için önemli bir başlangıç olabilir.
Farklı Bakış Açılarını Duymak
Günlük yaşamda çoğunlukla bize benzeyen insanlarla konuşuruz.
Benzer düşüncelere sahip arkadaşlarımız olabilir.
Yaşadığımız olayları bizi anlayacağını düşündüğümüz kişilerle paylaşabiliriz.
Bu durum kendimizi güvende hissetmemize yardımcı olsa da, bazen yalnızca kendi bakış açımızı tekrar tekrar duymamıza neden olabilir.
Karşı Pencereden'de ise aynı konuya farklı yaşam deneyimlerinden bakan insanlar bir araya gelir.
Bir kişinin çok doğal bulduğu davranış, başka biri için rahatsız edici olabilir.
Bir katılımcının sevgi olarak yorumladığı bir yaklaşım, bir başkasında baskı hissi oluşturabilir.
Birinin sessizlik olarak yaşadığı şey, başka biri için düşünmeye ayrılmış bir alan olabilir.
Bu farklılıkları duymak, kendi doğrumuzun herkes için aynı anlama gelmediğini fark etmemize yardımcı olabilir.
Varsayımları Görmek
İnsan ilişkilerinde yaşanan birçok sorun, doğrudan söylenenlerden çok varsayımlardan beslenir.
“Böyle yaptığına göre beni önemsemiyor.”
“Bunu söylediyse kesin bana kızgın.”
“Cevap vermediğine göre konuşmak istemiyor.”
“Beni gerçekten sevseydi neye ihtiyacım olduğunu bilirdi.”
Bu düşünceler bazen gerçeği yansıtabilir.
Bazen de yalnızca zihnimizin oluşturduğu yorumlardır.
Karşı Pencereden, bu yorumlarla gerçek deneyim arasındaki farkı görmeye alan açar.
Çemberde başka insanların aynı davranışa farklı anlamlar verdiğini duyduğumuzda, kendi yorumumuzun tek ihtimal olmadığını fark edebiliriz.
Bu farkındalık, günlük yaşamda hemen sonuca varmak yerine soru sormamıza yardımcı olabilir.
“Bunu söylediğinde ne demek istedin?”
“Şu anda yalnız kalmaya mı ihtiyacın var?”
“Benden bir çözüm mü bekliyorsun, yoksa yalnızca seni dinlememi mi istiyorsun?”
Bazen iletişimdeki bir düğüm, yalnızca doğru soruyu sorduğumuzda gevşemeye başlar.
Yargılamadan Dinlemeyi Deneyimlemek
İnsanları yargılamadan dinlemek kolay gibi görünür.
Ancak karşımızdaki kişinin düşüncesi bizim değerlerimize dokunduğunda, aynı davranışı sürdürmek zorlaşabilir.
Kendi deneyimimize çok uzak bir hikâye duyduğumuzda hemen yorum yapma ihtiyacı hissedebiliriz.
Karşı Pencereden'de amaç, duyduğumuz her şeyi onaylamak değildir.
Ama hemen karşı çıkmadan önce anlamaya çalışmaktır.
Bir insanın yaşadığını dinlemek, onun bütün seçimlerini doğru bulmak anlamına gelmez.
Yalnızca o deneyimin onun hayatında nasıl bir karşılığı olduğunu görmeye gönüllü olmak anlamına gelir.
Bu beceri yalnızca çemberde değil, aile ilişkilerinde, arkadaşlıklarda, iş yaşamında ve romantik ilişkilerde de daha açık iletişimin kapısını aralayabilir.
Kendini Yargılanmadan İfade Edebilmek
Bazen ne hissettiğimizi bildiğimiz hâlde bunu söylemekte zorlanırız.
Yanlış anlaşılmaktan…
Eleştirilmekten…
Zayıf görünmekten…
Karşımızdaki insanı üzmekten…
Ya da duygularımızın önemsiz bulunmasından endişe edebiliriz.
Güvenli bir çemberde konuşmak, insanın kendi sesini daha açık duyabilmesine yardımcı olabilir.
Bir düşünceyi yalnızca zihnimizde taşımakla, onu yüksek sesle ifade etmek arasında fark vardır.
Bazen konuşurken ne hissettiğimizi ilk kez gerçekten fark ederiz.
Çemberde konuşmak zorunlu değildir.
Ancak paylaşmayı seçtiğimizde, sözümüzün kesilmediği ve hemen bir tavsiyeyle karşılanmadığı bir alan deneyimleriz.
Bu deneyim, kendimizi ifade etme biçimimizle ilgili yeni bir güven oluşturabilir.
Aynı Fikirde Olmadan Bir Arada Kalabilmek
Birçok insan için fikir ayrılığı, ilişkinin bozulacağı anlamına gelebilir.
Bu nedenle bazen gerçek düşüncelerimizi söylemekten kaçınırız.
Bazen de farklılık ortaya çıktığında hızla savunmaya geçeriz.
Oysa sağlıklı iletişim, herkesin aynı şeyi düşünmesi anlamına gelmez.
Farklı düşüncelerin saygılı bir şekilde aynı alanda bulunabilmesi de güçlü bir ilişki deneyimidir.
Karşı Pencereden'de katılımcılar aynı konu hakkında birbirinden farklı şeyler hissedebilir.
Bir görüşün diğerine dönüşmesi gerekmez.
Çemberin sonunda herkesin ortak bir karara ulaşması da beklenmez.
Ama insanlar, farklılıkların mutlaka çatışmaya dönüşmek zorunda olmadığını deneyimleyebilir.
Belki de Karşı Pencereden'in en önemli katkılarından biri budur:
Karşımızdaki insanı değiştirmeden de onunla temas kurabileceğimizi hatırlatmak.
Karşı Pencereden Hangi Konuları Ele Alır?
Karşı Pencereden yalnızca romantik ilişkileri konuşan bir çember değildir.
Çünkü kadınlar ve erkekler arasındaki iletişim yalnızca eşler ya da partnerler arasında yaşanmaz.
Aile içinde…
Arkadaşlıklarda…
İş yaşamında…
Sosyal çevrede…
Anne, baba ve çocuk ilişkilerinde…
Kardeşliklerde…
Ve günlük hayatın birçok alanında farklı iletişim deneyimleriyle karşılaşırız.
Bu nedenle Karşı Pencereden'de ele alınan konular hayatın içinden gelir.
Her buluşmada tek bir ana tema seçilir.
Amaç mümkün olduğunca çok konu konuşmak değil, bir konuyu farklı pencerelerden daha derin biçimde görebilmektir.
İletişimde Yanlış Anlaşılmalar
Bazen söylediğimizle karşı tarafın duyduğu şey birbirinden farklıdır.
Niyetimiz açıklamakken karşımızdaki bunu eleştiri olarak algılayabilir.
Biz yakınlaşmaya çalışırken o baskı hissedebilir.
Biz yalnızca sessiz kalırken o uzaklaştığımızı düşünebilir.
İletişimde yanlış anlaşılmalar teması, söylenenle anlaşılan arasındaki bu görünmeyen mesafeyi ele alır.
Katılımcılar kendi deneyimlerinden yola çıkarak şu sorular üzerine düşünebilir:
Neden bazı cümleleri kişisel algılıyoruz?
Anlaşılmadığımızı hissettiğimizde nasıl tepki veriyoruz?
Kendimizi anlatmaya çalışırken karşı tarafı gerçekten duyabiliyor muyuz?
Kıskançlık
Kıskançlık birçok ilişkide ortaya çıkabilen, ancak açıkça konuşulması zor bir duygudur.
Bazı insanlar kıskançlığı sevginin göstergesi olarak görebilir.
Bazıları için ise güvensizlik, kontrol edilmek ya da özgürlüğünün sınırlandırılması anlamına gelebilir.
Aynı davranış farklı insanlarda tamamen farklı duygular oluşturabilir.
Karşı Pencereden'de kıskançlık konuşulurken kimin haklı olduğu belirlenmez.
Katılımcılar kıskançlıkla karşılaştıklarında ne hissettiklerini, bu duyguyu nasıl ifade ettiklerini ve karşı tarafın davranışlarını nasıl yorumladıklarını paylaşabilir.
Böylece kıskançlığın yalnızca görünen davranıştan değil; kaybetme korkusu, güvensizlik, geçmiş deneyimler ya da görülme ihtiyacı gibi farklı kaynaklardan beslenebileceği fark edilebilir.
Takdir Edilmek
İnsanların önemli ihtiyaçlarından biri görülmek ve değerli hissetmektir.
Ancak herkes takdir edildiğini aynı şekilde hissetmez.
Bir kişi güzel sözler duymaya ihtiyaç duyabilir.
Bir başkası için emeklerinin fark edilmesi daha anlamlıdır.
Bir diğeri sevgiyi birlikte geçirilen zamanda ya da küçük davranışlarda hissedebilir.
Bazen karşımızdaki insana değer verdiğimizi düşünürüz.
Ama bunu onun duyabileceği ya da hissedebileceği biçimde ifade etmiyor olabiliriz.
Takdir edilmek teması, insanların değer görme ve görülme ihtiyacını nasıl yaşadıklarını anlamaya alan açar.
Sınırlar
Sınır koymak bazı insanlar için oldukça doğal, bazıları için ise zorlayıcı olabilir.
“Hayır” demek…
Yalnız kalmaya ihtiyaç duyduğunu söylemek…
Bir davranıştan rahatsız olduğunu ifade etmek…
Kişisel alanını korumak…
Ya da başkasının sınırına saygı göstermek…
Bütün bunlar iletişimin önemli parçalarıdır.
Ancak sınırlar bazen reddedilmek, uzaklaşmak ya da sevgisizlik olarak yorumlanabilir.
Bir kişi için sağlıklı olan mesafe, başka biri için ilgisizlik gibi hissedilebilir.
Sınırlar teması, hem kendi ihtiyaçlarımızı ifade etmeyi hem de karşımızdaki kişinin sınırlarını kişisel bir saldırı olarak görmeden duyabilmeyi ele alır.
Güven
Güven yalnızca sadakatle ilgili değildir.
Sözlerin ve davranışların tutarlılığı…
Duyguların küçümsenmemesi…
Zor bir şey paylaşıldığında bunun sonradan kişiye karşı kullanılmaması…
Sınırların gözetilmesi…
Ve ilişkide kendin gibi olabilmek…
Bütün bunlar güven duygusunu etkileyebilir.
Karşı Pencereden'de güven konuşulurken her katılımcı güveni kendi yaşam deneyimi üzerinden tanımlar.
Çünkü bir insanın güven duyması için ihtiyaç duyduğu şey, başka bir insanın ihtiyacından farklı olabilir.
Yakınlık ve Mesafe
Bazı insanlar ilişkide sık iletişim kurduğunda kendini yakın hisseder.
Bazıları ise hem bağ kurmaya hem de kişisel alanını korumaya ihtiyaç duyar.
Bir taraf daha çok yakınlaşmaya çalıştıkça diğer taraf uzaklaşabilir.
Diğer taraf uzaklaştıkça ilk kişi daha fazla temas kurmak isteyebilir.
Böylece iki kişinin de istemediği bir iletişim döngüsü oluşabilir.
Yakınlık ve mesafe teması, insanların ilişkide bağ kurma biçimlerini ve kişisel alan ihtiyaçlarını görünür kılar.
Dinlenmek ve Anlaşılmak
Bir insanı dinlemek ile onun kendisini anlaşılmış hissetmesi her zaman aynı şey değildir.
Karşımızdaki konuşurken sessiz kalabiliriz.
Ama söylediklerini küçümsüyor, hemen çözüm sunuyor ya da kendi hikâyemizle karşılaştırıyorsak kişi kendisini duyulmamış hissedebilir.
Bu tema, gerçek dinlemenin ne anlama geldiğini ve bir insana “Seni duyuyorum.” hissinin nasıl verilebileceğini araştırır.
Beklentiler
İlişkilerdeki birçok hayal kırıklığının arkasında açıkça konuşulmamış beklentiler bulunabilir.
Karşımızdaki insanın neye ihtiyacımız olduğunu kendiliğinden bilmesini bekleyebiliriz.
Bir davranışın bizim için ne anlama geldiğini onun da aynı şekilde yorumlayacağını düşünebiliriz.
Beklentimiz karşılanmadığında ise önemsenmediğimizi hissedebiliriz.
Karşı Pencereden, beklentilerin nasıl oluştuğunu ve bunları açıkça ifade etmenin neden önemli olduğunu fark etmeye alan açar.
Her konu, insan ilişkilerinin başka bir yönünü görünür kılar.
Ama bütün temaların ortak bir noktası vardır:
Kendi penceremizden gördüğümüz şeyin, karşı pencereden tamamen farklı görünebileceğini hatırlamak.
Karşı Pencereden Kimler İçindir?
Karşı Pencereden, kadın ve erkek iletişimini daha yakından anlamak isteyen yetişkinlerin katılımına açık bir paylaşım çemberidir.
Katılmak için belirli bir ilişki durumuna sahip olman gerekmez.
Evli olabilirsin.
Bekâr olabilirsin.
Bir ilişkin olabilir.
Uzun süreli bir ilişkiden yeni ayrılmış olabilirsin.
Ya da şu anda hayatında romantik bir ilişki bulunmayabilir.
Çünkü Karşı Pencereden yalnızca çift ilişkilerini konuşmaz.
Bu buluşmalar, insanı anlamaya ve anlaşılmaya dair daha geniş bir alan sunar.
Kendini Daha İyi Tanımak İsteyenler İçin
Bazen kendi iletişim biçimimizi ancak başkalarının deneyimlerini dinlediğimizde fark ederiz.
Neden bazı konularda hızla savunmaya geçtiğimizi…
Neden sessiz kaldığımızı…
Neden sürekli kendimizi açıklama ihtiyacı duyduğumuzu…
Ya da neden bir konuşmadan kaçınmayı tercih ettiğimizi…
Çember, bu davranışlara yargılamadan bakabilmek için bir alan oluşturabilir.
Farklı Bakış Açılarını Merak Edenler İçin
“Karşı taraf bu durumu nasıl yaşıyor olabilir?”
diye gerçekten merak ediyorsan, Karşı Pencereden sana farklı deneyimleri duyabileceğin bir alan sunar.
Burada kadınlar ve erkekler adına konuşulmaz.
Her insan kendi yaşamından paylaşır.
Bu nedenle duyduğun her hikâye, tek bir kişinin gerçek deneyimidir.
Ancak bu deneyimler, daha önce hiç düşünmediğin başka ihtimalleri görmene yardımcı olabilir.
İletişimde Tekrarlayan Döngüleri Fark Etmek İsteyenler İçin
Bazı konuşmaların farklı insanlarla bile benzer şekilde sonuçlandığını fark edebilirsin.
Kendini anlatmaya çalıştıkça daha çok yanlış anlaşılıyor olabilirsin.
Eleştirildiğini hissettiğinde içine kapanıyor olabilirsin.
Bir sorun çıktığında hemen çözüm üretmeye çalışırken karşı tarafın daha çok uzaklaştığını görebilirsin.
Bu tekrarlar yalnızca karşındaki insanlarla ilgili olmayabilir.
Senin iletişim biçiminin de bu döngüde bir payı olabilir.
Karşı Pencereden, bu payı suçluluk duymadan fark etmeye yardımcı olabilecek bir gözlem alanı sunar.
Dinleme Becerisini Güçlendirmek İsteyenler İçin
İyi bir dinleyici olduğunu düşünebilirsin.
Yine de karşındaki insan farklı bir şey söylediğinde ne kadar açık kalabildiğini görmek isteyebilirsin.
Karşı Pencereden'de dinlemek pasif bir bekleyiş değildir.
Yorum yapmadan…
Tavsiye vermeden…
Sorunu hemen çözmeye çalışmadan…
Bir insanın deneyimine tanıklık etmeyi içerir.
Bu yaklaşım, günlük ilişkilerinde de daha dikkatli ve meraklı bir dinleme biçimi geliştirmene katkı sağlayabilir.
Yargılanmadan Paylaşım Yapmak İsteyenler İçin
Hayatında konuşmak istediğin ancak çevrenle paylaşmakta zorlandığın bazı düşünceler olabilir.
Yanlış anlaşılmaktan ya da eleştirilmekten çekinebilirsin.
Çemberde konuşmak zorunlu değildir.
Hazır olduğun kadar paylaşabilirsin.
Dilersen yalnızca dinleyerek de katılabilirsin.
Ancak konuşmayı seçtiğinde, kimsenin seni düzeltmeye ya da yaşadıklarına çözüm üretmeye çalışmadığı bir alan deneyimleyebilirsin.
Aynı Fikirde Olmadan İletişimde Kalabilmek İsteyenler İçin
Farklı düşüncelerin bir arada bulunması seni meraklandırıyorsa ve kendi fikrini savunmak kadar başka bir deneyimi duymaya da açıksan bu çember sana uygun olabilir.
Karşı Pencereden'de herkesin aynı sonuca ulaşması beklenmez.
Ama farklılıkların saygı içinde duyulması önemsenir.
Katılım için daha önce bir çember deneyimine sahip olman gerekmez.
Kendini çok iyi ifade etmen de beklenmez.
Merak etmek…
Dinlemeye açık olmak…
Kendi deneyiminden konuşmak…
Ve çember ilkelerine saygı göstermek yeterlidir.
Karşı Pencereden Kimler İçin Uygun Olmayabilir?
Her çalışma herkes için uygun olmak zorunda değildir.
Karşı Pencereden'in nasıl bir alan sunduğunu bilmek kadar, ne sunmadığını bilmek de önemlidir.
Bu çember, profesyonel psikolojik destek yerine geçmez.
Terapi değildir.
Çift terapisi değildir.
İlişki danışmanlığı değildir.
Tanı koymaz.
Tedavi sunmaz.
Katılımcılara hayatlarında ne yapmaları gerektiğini söylemez.
Yaşadığın yoğun duygusal güçlükler, travmatik deneyimler ya da ilişkisel krizler için profesyonel desteğe ihtiyaç duyuyorsan, uygun uzmanlara başvurman daha doğru olabilir.
Haklı Çıkmak İstiyorsan
Karşı Pencereden kimin haklı, kimin haksız olduğunu belirleyen bir ortam değildir.
Bir tartışmanın sonucunu almak…
Kadınların ya da erkeklerin neden yanlış davrandığını kanıtlamak…
Kendi düşünceni diğer katılımcılara kabul ettirmek…
Ya da karşı tarafın hatalarını göstermek istiyorsan, bu çalışma beklentini karşılamayabilir.
Çünkü çemberde başarı, birinin fikrini değiştirmek değildir.
Başka bir deneyimi savunmaya geçmeden duyabilmektir.
Bütün Kadınları ya da Erkekleri Temsil Etmek İstiyorsan
Çemberde hiç kimse bütün kadınlar veya bütün erkekler adına konuşmaz.
“Kadınlar her zaman…”
“Erkekler zaten…”
gibi genellemeler yerine kişisel deneyimler paylaşılır.
Bir kadın yalnızca kendi yaşamından konuşur.
Bir erkek de yalnızca kendi deneyimini anlatır.
Bir grubu savunmak, eleştirmek ya da temsil etmek istiyorsan Karşı Pencereden'in yaklaşımı sana uygun gelmeyebilir.
Hazır Tavsiyeler Bekliyorsan
Çemberde sana nasıl davranman gerektiği söylenmez.
İlişkini sürdürüp sürdürmemen gerektiği konusunda yönlendirme yapılmaz.
Bir insanla nasıl konuşacağına dair tek bir doğru yöntem sunulmaz.
Çünkü her insanın yaşamı, ihtiyacı ve ilişkisi farklıdır.
Karşı Pencereden sana hazır bir yol haritası vermek yerine, kendi iletişim biçimini daha yakından görebileceğin bir alan sunar.
Diğer Katılımcılara Tavsiye Vermek İstiyorsan
Birinin yaşadıklarını duyduğumuzda ona yardım etmek isteyebiliriz.
“Ben olsam şöyle yapardım.”
“Senin yerinde olsam ayrılırdım.”
“Ona kesinlikle bunu söylemelisin.”
gibi cümleler iyi niyetli olabilir.
Ancak istenmeden verilen tavsiyeler, kişinin kendi deneyimiyle temasını zorlaştırabilir.
Bu nedenle çemberde katılımcılar birbirlerini yönlendirmez.
Bir başkasına çözüm vermek yerine kendi benzer deneyimlerini paylaşabilirler.
Gizliliğe Saygı Gösteremeyeceksen
Çemberde anlatılan kişisel deneyimlerin güvenli bir alanda kalması önemlidir.
Bir katılımcının hikâyesini çember dışında paylaşmak, isim vermesen bile güven duygusuna zarar verebilir.
Bu nedenle gizlilik ilkesine bağlı kalamayacağını düşünüyorsan katılmaman daha doğru olur.
Farklı Düşünceleri Duymaya Hazır Değilsen
Çemberde senin yaşam görüşünden farklı düşüncelerle karşılaşabilirsin.
Katılmadığın yorumlar duyabilirsin.
Sana uzak gelen deneyimlere tanıklık edebilirsin.
Bunları onaylaman beklenmez.
Ancak konuşan kişiye saygı göstermen ve onun deneyimini küçümsememen gerekir.
Karşı Pencereden; farklılıkları ortadan kaldırmak isteyenler için değil, farklılıklar varken de saygılı iletişimde kalmayı deneyenler için oluşturulmuş bir alandır.
İlk Kez Karşı Pencereden Buluşmasına Katılacaklar İçin Küçük Bir Rehber
İlk kez bir paylaşım çemberine katılmak insanda merakla birlikte hafif bir tedirginlik de oluşturabilir.
“Ne anlatacağım?”
“Konuşmak zorunda mıyım?”
“Tanımadığım insanların yanında kendimi rahat hissedebilir miyim?”
“Benden özel bir şey paylaşmam beklenir mi?”
Bu sorular oldukça doğaldır.
Çember deneyimi, günlük hayatta alıştığımız konuşmalardan farklıdır.
Burada söz kesilmez.
Hemen cevap verilmez.
Tavsiye sunulmaz.
Bir kişinin paylaşımının ardından konu hızlıca başka birine çevrilmez.
İlk kez katılacaksan aşağıdaki hatırlatmalar deneyime daha rahat hazırlanmanı sağlayabilir.
Kendini Hazırlamak Zorunda Değilsin
Buluşmaya gelmeden önce ne anlatacağını belirlemek zorunda değilsin.
Çemberde duydukların sende bazı düşünceler veya duygular uyandırabilir.
Paylaşımın o anda doğal biçimde ortaya çıkabilir.
Bazen de hiçbir şey anlatmak istemeyebilirsin.
Her iki durum da kabul edilir.
Konuşmak Zorunlu Değildir
Çembere katılmak, mutlaka kişisel bir hikâye paylaşmak anlamına gelmez.
Sıra sana geldiğinde konuşmak istemediğini söyleyebilir veya pas geçebilirsin.
Sessizce dinlemek de katılımın bir parçasıdır.
Belki ilk buluşmanda daha çok gözlemlemeyi tercih edersin.
Güven duygun geliştikçe başka bir buluşmada paylaşmaya daha açık hissedebilirsin.
Kendi hızına saygı gösterebilirsin.
Paylaşımının Ne Kadar Derin Olacağına Sen Karar Verirsin
Çemberde senden hayatının en özel ayrıntılarını anlatman beklenmez.
Kendini ne kadar rahat hissediyorsan o kadarını paylaşabilirsin.
Bir düşünceni, kısa bir gözlemini ya da o an sende kalan duyguyu söylemen yeterlidir.
Güvenli alan, sınırlarının ortadan kalktığı değil; sınırlarına saygı gösterilen alandır.
Kendi Deneyiminden Konuş
Bir konu hakkında genel düşünceler paylaşmak yerine kendi yaşadığın deneyime odaklanabilirsin.
“Kadınlar böyle yapıyor.”
demek yerine:
“Ben böyle bir durumda şunu hissetmiştim.”
diyebilirsin.
“Erkekler konuşmuyor.”
demek yerine:
“Benim yaşadığım ilişkide sessizlik beni yalnız hissettirmişti.”
şeklinde ifade edebilirsin.
Bu yaklaşım hem genellemeleri azaltır hem de paylaşımın daha samimi olmasını sağlar.
Başkalarının Deneyimlerini Kendinle Karşılaştırmak Zorunda Değilsin
Bir katılımcının anlattığı deneyim sana çok tanıdık gelebilir.
Bir başkasının hikâyesi ise sana tamamen uzak olabilir.
Her iki durum da doğaldır.
Çemberde duyduğun her şeyi kendi hayatına uygulamak zorunda değilsin.
Yalnızca dinleyebilir ve sende nasıl bir karşılık oluştuğunu gözlemleyebilirsin.
Hemen Cevap Vermek Zorunda Değilsin
Günlük konuşmalarda sessizlik bazen rahatsız edici gelebilir.
Bu nedenle biri konuşmasını bitirdiğinde hemen cevap verme ihtiyacı hissedebiliriz.
Çemberde ise sessizliğe de yer vardır.
Bir paylaşımın ardından birkaç saniye durmak, duyduklarımızın içimizde yer bulmasına yardımcı olabilir.
Bu sessizlik boşluk değildir.
Dinlemenin devamıdır.
Tavsiye Vermek Yerine Tanıklık Et
Birinin yaşadığı sorunu duyduğunda çözüm üretmek isteyebilirsin.
Ancak çemberde senden beklenen onun hayatını düzeltmen değildir.
Bazen bir insana verilebilecek en güçlü destek, hikâyesini değiştirmeye çalışmadan dinlemektir.
Benzer bir deneyimin varsa bunu kendi hikâyen üzerinden paylaşabilirsin.
Ancak karşındaki kişinin ne yapması gerektiğine karar vermemeye özen gösterebilirsin.
Rahat Bir Ortam Hazırla
Buluşma çevrim içi gerçekleşiyorsa, mümkün olduğunca sessiz ve özel bir alan seçmen faydalı olabilir.
Kulaklık kullanmak hem gizliliği hem de ses kalitesini destekleyebilir.
Dikkatini dağıtabilecek bildirimleri kapatabilirsin.
Mümkünse buluşma boyunca rahatça oturabileceğin ve sık sık başka şeylerle ilgilenmek zorunda kalmayacağın bir ortam oluşturabilirsin.
Çember Sonrasında Kendine Biraz Alan Ver
Bazı paylaşımlar sende hemen bir karşılık oluşturabilir.
Bazıları ise daha sonra aklına gelebilir.
Buluşma sonrasında kısa bir yürüyüş yapmak, not almak ya da bir süre sessiz kalmak deneyimin sende bıraktıklarını fark etmene yardımcı olabilir.
Her buluşmadan büyük bir sonuç çıkarmak zorunda değilsin.
Bazen tek bir cümle…
Bazen bir soru…
Bazen de yalnızca “Bunu yaşayan tek kişi ben değilmişim.” duygusu seninle kalabilir.
İlk kez katılırken bilmen gereken en önemli şey şudur:
Çembere kusursuz konuşmak, doğru cevaplar vermek ya da kendini kanıtlamak için gelmiyorsun.
Olduğun hâlinle bulunmak, hazır olduğun kadar paylaşmak ve karşı pencereden dinlemeyi denemek yeterlidir.
Karşı Pencereden Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar
Yeni veya alışılmışın dışında bir çalışmayla karşılaştığımızda, onu daha önce bildiğimiz kavramlarla anlamlandırmaya çalışırız.
Bu nedenle Karşı Pencereden hakkında da bazı yanlış beklentiler oluşabilir.
Çalışmanın ne olduğunu daha net görebilmek için bu düşünceleri birlikte ele alalım.
“Kadınlarla Erkeklerin Birbirini Eleştirdiği Bir Ortamdır.”
Karşı Pencereden bir eleştiri veya hesaplaşma alanı değildir.
Kadınların erkeklere, erkeklerin de kadınlara yaşadıkları sorunları anlattığı karşılıklı bir şikâyet ortamı oluşturulmaz.
Katılımcılar bir grubu suçlamak yerine kendi yaşam deneyimlerinden konuşur.
Amaç karşı tarafın hatalarını göstermek değil, farklı deneyimlerin nasıl oluştuğunu anlamaya çalışmaktır.
“Bir Taraf Diğer Tarafı Anlatır.”
Çemberde kadınlar erkeklerin nasıl düşündüğünü açıklamaz.
Erkekler de kadınların ne istediğini tanımlamaz.
Hiç kimse karşı cinsin sözcüsü değildir.
Her insan yalnızca kendi yaşadığını ve kendi bakış açısını paylaşır.
Bu nedenle çemberde duyulan hiçbir deneyim bütün kadınlara veya bütün erkeklere genellenmez.
“İlişkisi Olanlar İçindir.”
Karşı Pencereden'e katılmak için romantik bir ilişkin olması gerekmez.
Çünkü iletişim yalnızca eşler ve partnerler arasında yaşanmaz.
Aile, arkadaşlık, iş yaşamı ve sosyal ilişkiler de çemberde ele alınan temalarla bağlantılıdır.
İnsan ilişkilerini ve kendi iletişim biçimini merak eden yetişkinler katılabilir.
“Çift Olarak Katılmak Gerekir.”
Çembere bireysel olarak katılım sağlanabilir.
Bir eşin veya partnerinle birlikte gelmen gerekmez.
Partnerin katılmasa bile sen kendi deneyimlerin ve gözlemlerin üzerinden çalışmaya dahil olabilirsin.
Birlikte katılan çiftlerin de birbirlerinin özel paylaşımlarına müdahale etmeden çember ilkelerine uymaları beklenir.
“İnsanların Özel Hayatlarını Anlattığı Bir Ortamdır.”
Çemberde herkes yalnızca paylaşmak istediği kadarını anlatır.
Hiç kimseden özel yaşamının ayrıntılarını açıklaması beklenmez.
Bir düşünce, duygu veya kısa bir deneyim paylaşmak yeterlidir.
Konuşmama hakkı da her zaman korunur.
“Sorunlara Çözüm Bulunur.”
Karşı Pencereden bir problem çözme toplantısı değildir.
Katılımcıların ilişkilerine yönelik hazır çözümler üretilmez.
Kimseye ne yapması gerektiği söylenmez.
Bunun yerine insanların kendi deneyimlerine ve iletişim biçimlerine daha açık biçimde bakabilmesi desteklenir.
Bazen çözüm, doğrudan verilmiş bir tavsiyeden değil; daha önce görülmeyen bir bakış açısının fark edilmesinden doğabilir.
“Herkes Aynı Fikirde Olmalıdır.”
Çemberin amacı ortak bir fikir oluşturmak değildir.
Aynı konu hakkında farklı düşünceler, hisler ve ihtiyaçlar bulunabilir.
Önemli olan bu farklılıkların birbirini küçümsemeden ve tartışmaya dönüştürmeden ifade edilebilmesidir.
Çemberin sonunda herkes aynı düşünceye ulaşmayabilir.
Ama birbirini daha açık duymuş olabilir.
“Sessiz Kalırsam Katılmamış Olurum.”
Dinlemek de çember deneyiminin önemli bir parçasıdır.
Bir katılımcı o gün konuşmaya hazır olmayabilir.
Sessiz kalabilir, gözlemleyebilir ve paylaşımları dinleyebilir.
Katılım yalnızca konuşma süresiyle ölçülmez.
Bazen bir insanın bütün deneyimi sessizce dinlerken oluşur.
“Kadınlar ve Erkekler Birbirini Tamamen Anlamalıdır.”
Bir insanı bütünüyle anlamak her zaman mümkün olmayabilir.
Her yaşam deneyiminin yalnızca anlatan kişiye ait bir yönü vardır.
Karşı Pencereden'in amacı tüm farklılıkları ortadan kaldırmak değildir.
Ama anlayamadığımız bir deneyime bile saygıyla yaklaşabilmeyi denemektir.
Çünkü sağlıklı iletişim için her zaman aynı hissetmek gerekmez.
Bazen yalnızca karşımızdaki insanın yaşadığının onun için gerçek olduğunu kabul etmek yeterlidir.
“Tek Buluşmada Bütün İletişim Sorunları Çözülür.”
Bir çember deneyimi önemli farkındalıklar oluşturabilir.
Ancak yıllar içinde gelişmiş iletişim alışkanlıklarının tek bir buluşmada tamamen değişmesi beklenmemelidir.
Farkındalık çoğu zaman bir başlangıçtır.
Sonrasında günlük yaşamda yeni bir soruyu sormak…
Bir konuşmada biraz daha yavaşlamak…
Hemen savunmaya geçmeden önce beklemek…
Ya da kendi ihtiyacını daha açık ifade etmek gerekebilir.
Karşı Pencereden kesin sonuçlar vaat etmez.
İnsanların kendilerine ve ilişkilerine daha dikkatli bakabilecekleri güvenli bir alan sunar.
Bilim İnsanları İletişim ve Empati Hakkında Ne Söylüyor?
İnsan ilişkileri binlerce yıldır konuşulan bir konu olsa da, iletişim üzerine yapılan bilimsel çalışmalar özellikle son yüzyılda büyük bir gelişim gösterdi.
Psikologlar…
İletişim araştırmacıları…
Nörobilim uzmanları…
Ve ilişki terapistleri…
İnsanların neden birbirlerini yanlış anladığını, hangi iletişim biçimlerinin ilişkileri güçlendirdiğini ve güven duygusunun nasıl oluştuğunu uzun yıllardır araştırıyor.
İlginç olan şu ki, farklı alanlarda çalışan birçok uzmanın ulaştığı bazı ortak noktalar bulunuyor.
Bu ortak noktalar, Karşı Pencereden'in temel yaklaşımıyla da büyük ölçüde örtüşüyor.
Carl Rogers: Bir İnsan Gerçekten Dinlendiğinde Değişmeye Başlar
Hümanist psikolojinin öncülerinden Carl Rogers, insanların gelişebilmesi için en önemli ihtiyaçlardan birinin koşulsuz kabul ve anlaşılmış hissetmek olduğunu söyler.
Rogers'a göre insanlar, yargılanacaklarını düşündüklerinde kendilerini korumaya başlar.
Savunmaya geçerler.
Gerçek duygularını gizleyebilirler.
Kendilerini açıklamak yerine haklı çıkmaya çalışabilirler.
Ancak yargılanmadan dinlendiklerini hissettiklerinde farklı bir süreç başlar.
Savunmalar yavaş yavaş azalır.
Kişi kendisini daha açık ifade etmeye başlar.
Kendi duygularını daha net görebilir.
İlginç olan, değişim çoğu zaman tavsiyelerle değil; güvenli bir ilişki içinde duyulma deneyimiyle başlar.
Karşı Pencereden buluşmalarında da katılımcılar birbirlerini değiştirmeye çalışmaz.
Öncelikle anlamaya çalışırlar.
Çünkü bazen bir insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, çözüm değil; gerçekten dinlenildiğini hissetmektir.
Marshall Rosenberg: İnsanlar Suçlandıklarında Değil, Anlaşıldıklarında Yakınlaşır
Şiddetsiz İletişim yaklaşımının kurucusu Marshall Rosenberg, günlük iletişimde kullandığımız birçok cümlenin farkında olmadan savunma oluşturduğunu söyler.
Eleştiriler…
Suçlamalar…
Etiketlemeler…
Varsayımlar…
Bütün bunlar karşımızdaki kişinin bizi duymasını zorlaştırabilir.
Rosenberg bunun yerine dört temel adımdan söz eder:
Ne gözlemliyorum?
Ne hissediyorum?
Neye ihtiyaç duyuyorum?
Ne rica ediyorum?
Bu yaklaşım, karşımızdaki insanı değiştirmek yerine önce kendi deneyimimizle temas kurmayı önerir.
Karşı Pencereden'de katılımcıların "kendi deneyiminden konuşması" istenmesinin temel nedenlerinden biri de budur.
Çünkü insanlar genellemeler yerine kendi yaşadıklarını anlattığında, karşı tarafın savunmaya geçme ihtimali azalabilir.
Brené Brown: Empati, Çözüm Bulmaktan Daha Güçlü Olabilir
Araştırmacı Brené Brown, empati üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır.
Brown'a göre insanlar zor bir deneyim yaşadıklarında çoğu zaman hemen çözüm önerileri duymaya ihtiyaç duymaz.
Öncelikle anlaşılmak isterler.
Empati; karşımızdaki insanın yaşadığı duyguyu kendi bakış açısından anlamaya çalışmaktır.
Bu, onunla aynı fikirde olmak anlamına gelmez.
Ya da yaşadıklarını onaylamak anlamına da gelmez.
Empati bazen yalnızca şu mesajı verebilmektir:
"Seni duyuyorum."
"Yaşadığın şey senin için önemli görünüyor."
Karşı Pencereden'in amacı da tam olarak budur.
Katılımcılar birbirlerinin yerine karar vermez.
Birbirlerini düzeltmeye çalışmaz.
Öncelikle duyabilmeye çalışırlar.
Daniel Goleman: Duygularımız İletişimin Görünmeyen Tarafıdır
Duygusal zekâ kavramını geniş kitlelere tanıtan Daniel Goleman, insanların yalnızca söyledikleriyle değil; duygularıyla da iletişim kurduğunu vurgular.
Bir konuşmanın tonu…
Ses yüksekliği…
Yüz ifadeleri…
Sessizlik…
Bakışlar…
Hepsi iletişimin bir parçasıdır.
Bazen kullandığımız kelimelerden çok, taşıdığımız duygu konuşur.
Bu nedenle aynı cümle farklı kişiler tarafından tamamen farklı şekillerde algılanabilir.
Karşı Pencereden'de insanlar yalnızca olayları değil, o olay sırasında ne hissettiklerini de paylaşırlar.
Çünkü duygular görünür hâle geldiğinde iletişim daha anlaşılır olabilir.
John Gottman: İyi İlişkilerin Temelinde Küçük Anlar Vardır
Uzun yıllardır çift ilişkileri üzerine çalışan psikolog John Gottman, güçlü ilişkilerin yalnızca büyük romantik davranışlarla kurulmadığını söyler.
Asıl belirleyici olan günlük yaşamın küçük anlarıdır.
Dinlemek…
İlgi göstermek…
Merak etmek…
Teşekkür etmek…
Takdir etmek…
Ve küçük onarım girişimlerini fark edebilmek…
Bu davranışlar zaman içinde ilişkinin güven duygusunu güçlendirebilir.
Karşı Pencereden'de de büyük çözümler aramak yerine küçük farkındalıklar önemsenir.
Çünkü bazen tek bir cümleyi farklı duymak bile iletişimde yeni bir kapı açabilir.
Araştırmaların Ortak Mesajı
Farklı araştırmacılar farklı yöntemlerle çalışmış olsalar da birçok noktada benzer sonuçlara ulaşırlar.
İnsanlar kendilerini güvende hissettiklerinde daha açık konuşabilir.
Yargılanma korkusu azaldığında savunmalar da azalabilir.
Empati, her zaman aynı fikirde olmak değildir.
Gerçek dinleme, yalnızca sessiz kalmaktan fazlasını ifade eder.
Ve iletişimdeki birçok sorun, kötü niyetten değil; farklı anlamlandırmalardan kaynaklanabilir.
Karşı Pencereden bu bilimsel yaklaşımların hiçbirini birebir uygulayan bir eğitim modeli değildir.
Ancak onların işaret ettiği ortak noktaları önemser.
Çünkü insanlar çoğu zaman daha çok konuşmaya değil…
Daha çok duyulmaya…
Daha dikkatli dinlemeye…
Ve farklı pencerelerden bakabilmeye ihtiyaç duyar.
Belki de sağlıklı iletişim, mükemmel cümleleri kurabilmekten önce; karşımızdaki insanın dünyasına kısa bir süreliğine de olsa misafir olabilmektir.
İletişimde En Büyük Tuzak: Varsayımlar
Hayatımız boyunca binlerce konuşma yaparız.
Ancak iletişimde yaşanan sorunların büyük bir kısmı, söylenen sözlerden değil; o sözlere yüklediğimiz anlamlardan doğar.
Bir cümle duyarız.
Sonra zihnimiz onun devamını kendisi yazar.
Karşımızdaki insanın ne düşündüğünü bildiğimizi sanırız.
Niyetini tahmin ederiz.
Sessizliğini yorumlarız.
Bakışını anlamlandırırız.
Ve çoğu zaman bütün bunları hiç sormadan gerçek kabul ederiz.
İşte buna varsayım diyebiliriz.
Varsayımlar, iletişimin görünmeyen ama en güçlü tuzaklarından biridir.
Çünkü çoğu zaman gerçek bilgiye değil, zihnimizin oluşturduğu hikâyeye tepki veririz.
Zihnimiz Boşlukları Doldurmayı Sever
İnsan beyni belirsizlikten çok hoşlanmaz.
Eksik kalan bilgileri tamamlamaya çalışır.
Bazen bunu doğru yapar.
Bazen ise tamamen kendi deneyimlerinden yola çıkarak yanlış sonuçlara ulaşabilir.
Örneğin arkadaşına mesaj atarsın.
Saatlerce cevap gelmez.
Gerçekte ne olduğunu bilmiyorsundur.
Ama zihnin çalışmaya başlar.
"Kesin bana kırıldı."
"Beni önemsemiyor."
"Artık görüşmek istemiyor."
Oysa telefonunun şarjı bitmiş olabilir.
Yoğun bir toplantıda olabilir.
Ya da yalnızca cevap yazacak kadar sakin bir an bulamamış olabilir.
Gerçeği bilmeden oluşturduğumuz bu hikâyeler, çoğu zaman gerçek olaydan daha fazla duygu üretir.
Sessizlik Her Zaman Aynı Anlama Gelmez
Bir insan sessiz kaldığında herkes aynı şeyi düşünmez.
Bir kişi sessizliği öfke olarak yorumlayabilir.
Başkası ilgisizlik olarak görebilir.
Bir diğeri ise düşünmek için zamana ihtiyaç duyduğunu anlayabilir.
Aynı davranış...
Üç farklı anlam...
Hangisi doğru?
Belki hiçbiri.
Çünkü doğru cevabı yalnızca o sessiz kalan kişi bilir.
Karşı Pencereden'de bunu sık sık görürüz.
Bir katılımcı şöyle diyebilir:
"Ben tartışırken sessizleşiyorum çünkü yanlış bir şey söylemek istemiyorum."
Başka biri ise şöyle anlatabilir:
"Karşımdaki sessizleştiğinde beni artık sevmediğini düşünüyorum."
Aslında iki insan da iyi niyetlidir.
Ama birbirlerinin sessizliğine farklı anlam yüklerler.
Davranışları Değil, Hikâyeleri Görmeye Başlamak
Bir insanın davranışını görmek kolaydır.
Ama o davranışın arkasındaki hikâyeyi görmek daha zordur.
Bir kişi sürekli söz kesiyor olabilir.
Belki çocukluğunda sesini duyurabilmek için bunu yapmak zorundaydı.
Bir başkası hiç konuşmuyor olabilir.
Belki konuştuğunda sürekli eleştirildiği bir ortamda büyüdü.
Bir diğeri herkesi memnun etmeye çalışıyor olabilir.
Belki sevgiyi ancak böyle hissedebildi.
Davranış aynı kalabilir.
Ama hikâye değiştiğinde bakış açımız da değişebilir.
Bu, davranışı doğru bulduğumuz anlamına gelmez.
Yalnızca onu daha geniş bir çerçeveden görmeye başladığımız anlamına gelir.
Varsayımlar İlişkileri Nasıl Etkiler?
Varsayımlar çoğu zaman görünmeden büyür.
Sorulmadıkları için doğrulanmazlar.
Konuşulmadıkları için değişmezler.
Ve zamanla gerçekmiş gibi hissedilmeye başlanırlar.
"Nasıl olsa beni anlamıyor."
"O zaten hep böyle."
"Beni dinlemek istemiyor."
"Onun umurunda değil."
Bu düşünceler tekrarlandıkça, davranışlarımız da değişebilir.
Daha az paylaşırız.
Daha az soru sorarız.
Daha çabuk kırılırız.
Ve bazen gerçekten uzaklaşmaya başlarız.
İlginç olan ise, uzaklaşmanın nedeni çoğu zaman ilk olay değil; o olaya yüklediğimiz anlamdır.
Varsayım Yerine Merak
Karşı Pencereden'in en önemli davetlerinden biri şudur:
Varsaymak yerine merak edebilir miyim?
"Bana neden bunu yaptın?"
yerine,
"Bunu yaparken aklından ne geçiyordu?"
diye sorabilir miyim?
"Beni önemsemiyorsun."
yerine,
"Mesajıma cevap gelmeyince kendimi önemsiz hissettim."
diyebilir miyim?
Bu küçük değişiklikler, konuşmanın yönünü tamamen değiştirebilir.
Çünkü merak, savunmayı azaltır.
Varsayım ise çoğu zaman savunmayı artırır.
Belki de Aynı Hikâyeyi Yazmıyoruz
İki insan aynı günü yaşayabilir.
Aynı konuşmayı yapabilir.
Aynı cümleyi duyabilir.
Ama akşam eve gittiklerinde birbirinden tamamen farklı hikâyeler anlatabilirler.
Çünkü olay aynı olsa da, anlam farklıdır.
Karşı Pencereden bize şunu hatırlatır:
Karşımızdaki insanın davranışını gördüğümüzde, henüz hikâyenin tamamını bilmiyoruz.
Belki de iletişimde atabileceğimiz en güçlü adımlardan biri, zihnimizin yazdığı hikâyeyi bir anlığına durdurup şu soruyu sorabilmektir:
"Acaba bunun başka bir açıklaması olabilir mi?"
Karşı Pencereden'in Temel İlkeleri
Karşı Pencereden yalnızca insanların bir araya gelip sohbet ettiği bir buluşma değildir.
Bu deneyimi değerli kılan şey, konuşulan konular kadar o konuşmaların hangi ortamda gerçekleştiğidir.
Çünkü aynı konu, güvenli olmayan bir ortamda bambaşka sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle her buluşma ortak bazı ilkeler üzerine kurulur.
Bu ilkeler yalnızca düzeni sağlamak için değil, herkesin kendisini rahat hissedebilmesi için vardır.
Gizlilik
Çemberde paylaşılan her deneyim o çemberde kalır.
Katılımcılar, başka bir kişinin anlattığı hikâyeyi çember dışında paylaşmamayı kabul eder.
Bu ilke insanların daha açık konuşabilmesi için güven oluşturur.
Kendi Deneyiminden Konuşmak
Karşı Pencereden'de kimse kadınlar adına ya da erkekler adına konuşmaz.
Genellemeler yerine kişisel deneyimler paylaşılır.
"Kadınlar şöyledir."
yerine,
"Ben böyle hissettim."
"Erkekler böyledir."
yerine,
"Ben bunu yaşadım."
ifadeleri tercih edilir.
Bu yaklaşım hem tartışmayı azaltır hem de samimiyeti artırır.
Yargılamamak
Her insanın yaşam öyküsü farklıdır.
Bu nedenle çemberde amaç kimin doğru ya da yanlış olduğunu belirlemek değildir.
Bir paylaşımı dinlerken hemen değerlendirmek yerine önce anlamaya çalışmak önemsenir.
Katılmıyor olsak bile saygıyla dinleyebilmek, çember kültürünün temel parçalarından biridir.
Tavsiye Vermemek
Birinin yaşadığı zorluğu duyduğumuzda çözüm üretmek istememiz çok doğaldır.
Ancak Karşı Pencereden'de öncelik çözüm vermek değildir.
Çünkü insanlar çoğu zaman ne yapmaları gerektiğini bilmedikleri için değil, yaşadıklarını kimseyle paylaşamadıkları için zorlanırlar.
Bu nedenle istenmeyen tavsiyeler yerine dikkatli bir dinleme tercih edilir.
Gönüllülük
Hiç kimse konuşmak zorunda değildir.
Paylaşım yapmak isteyen konuşur.
İstemeyen yalnızca dinleyebilir.
Sessiz kalmak da çemberin doğal bir parçasıdır.
Herkese Alan Açmak
Hiçbir ses diğerinden daha önemli değildir.
Kimse daha fazla söz hakkına sahip değildir.
Kolay konuşan kadar sessiz kalan da aynı değere sahiptir.
Çember, herkesin kendisine ait alanı bulabileceği şekilde ilerler.
Farklılıklara Saygı
Katılımcılar aynı konuda farklı düşünebilir.
Aynı olayı farklı yaşayabilir.
Aynı davranışa farklı anlamlar yükleyebilir.
Bu farklılıklar düzeltilmesi gereken hatalar olarak görülmez.
İnsan olmanın doğal bir parçası olarak kabul edilir.
Dinlemek de Katılımdır
Bazen en büyük paylaşım konuşmak değildir.
Gerçekten dinleyebilmektir.
Çünkü bir insanın hikâyesine bütün dikkatimizle eşlik etmek de güçlü bir katkıdır.
Karşı Pencereden'in kültürü tam olarak burada şekillenir.
Kimsenin kimseyi değiştirmeye çalışmadığı…
Ama herkesin birbirinden bir şey öğrenebildiği…
Yargının yerini merakın aldığı…
Savunmanın yerini dinlemenin aldığı…
Ve farklı pencerelerin aynı çemberde yan yana durabildiği bir alan oluşturabilmek.
Belki de çemberi özel yapan şey tam olarak budur.
İnsanların aynı düşünmeye başlaması değil…
Farklı düşünseler bile birbirlerini duyabilmeye başlamaları.
Bir Karşı Pencereden Deneyiminden Sonra Neler Olabilir?
Her insan bir Karşı Pencereden buluşmasından aynı duygularla ayrılmaz.
Çünkü hepimizin yaşam öyküsü…
İlişkileri…
İhtiyaçları…
Ve o gün bulunduğu yaşam dönemi birbirinden farklıdır.
Bu nedenle çemberin etkisi de herkes için aynı şekilde ortaya çıkmayabilir.
Bazı katılımcılar buluşmanın sonunda büyük bir rahatlama hissedebilir.
Bazıları yalnızca birkaç cümleyi yanında götürür.
Bazıları ise ilk anda önemli bir değişiklik hissetmez.
Ancak günler sonra, günlük yaşamın içinde o konuşmalardan birini hatırladığını fark edebilir.
Bu tamamen doğaldır.
Çünkü Karşı Pencereden, hazır cevaplar veren bir çalışma değildir.
Daha çok yeni sorular oluşturan bir deneyimdir.
Bazı Cümleler Günler Sonra Anlam Kazanabilir
Çember sırasında duyduğun bir paylaşım ilk anda sana çok sıradan gelebilir.
Fakat birkaç gün sonra benzer bir durum yaşadığında aynı cümle yeniden aklına gelebilir.
Belki bu kez farklı duyarsın.
Belki ilk kez gerçekten anlarsın.
Farkındalık bazen konuşmanın içinde değil, konuşmadan sonraki sessizlikte oluşur.
Kendini Daha Çok Gözlemlemeye Başlayabilirsin
İnsan çoğu zaman otomatik davranır.
Konuşurken…
Tartışırken…
Kırıldığında…
Sessiz kaldığında…
Bütün bunlar alışkanlığa dönüşebilir.
Çember sonrasında ise kendini izlemeye başlayabilirsin.
"Neden şu anda savunmaya geçtim?"
"Neden hemen açıklama yapma ihtiyacı hissettim?"
"Neden onun sessizliğini yine yanlış yorumladım?"
Bu soruların oluşması bile önemli bir adımdır.
Çünkü değişim çoğu zaman fark etmekle başlar.
İlişkilerine Başka Bir Gözle Bakabilirsin
Belki eşine…
Belki arkadaşına…
Belki ailene…
Belki iş arkadaşına…
Daha önce hiç sormadığın bir soruyu sormaya başlayabilirsin.
Belki daha az varsayım yaparsın.
Belki biraz daha merak edersin.
Belki yalnızca daha uzun dinlersin.
Bu küçük değişiklikler bazen büyük konuşmalardan daha güçlü olabilir.
Hemen Değişmek Zorunda Değilsin
Bazı insanlar bir çalışmadan çıktıktan sonra hayatlarının tamamen değişmesini bekleyebilir.
Karşı Pencereden böyle bir vaat sunmaz.
İnsan yıllardır geliştirdiği iletişim alışkanlıklarını tek bir akşamda değiştirmek zorunda değildir.
Ama yeni bir farkındalık kazanabilir.
Ve bu farkındalık, zaman içinde yeni davranışlara dönüşebilir.
Kendine Karşı Daha Şefkatli Olabilirsin
Çember sırasında çoğu insan şunu fark eder:
"Ben yalnız değilmişim."
Başka insanların da benzer kaygıları…
Yanlış anlaşılmaları…
Sessizlikleri…
Kırgınlıkları…
İfade edemedikleri duyguları…
Olabilir.
Bu farkındalık, insanın kendisine daha yumuşak yaklaşmasına yardımcı olabilir.
Belki En Büyük Kazanım Şudur
Karşı Pencereden'in sonunda herkes aynı düşünceyle ayrılmaz.
Ama birçok insan aynı duyguyla ayrılır.
Hayatta herkesin farklı bir penceresi olduğunu yeniden hatırlamak…
Ve bazen o pencereye birkaç dakika bakmanın bile ilişkileri değiştirebileceğini görmek.
Belki de dönüşüm tam olarak burada başlar.
Bir başkasını değiştirdiğimizde değil…
Kendi penceremizi biraz daha genişletebildiğimizde.